Pehriz mi perhiz mi ?

Kaan

New member
Pehriz mi Perhiz mi? Toplumsal Cinsiyet, Irk ve Sınıf İlişkisi Üzerine Bir Düşünme

Her gün dilimize pelesenk olmuş bir kelime var: “Perhiz” ya da bazen “pehriz”. Peki, bu kelimenin doğru kullanımı gerçekten önemli mi? İsim ya da dil bilgisi açısından belki değil, ama toplumsal yapılar, eşitsizlikler ve normlar açısından düşündüğümüzde oldukça derin bir anlam taşıyabilir. Yalnızca dilsel tercihlerin bile toplumsal cinsiyet, sınıf ve ırk gibi faktörlerle nasıl iç içe geçtiğini görmek, hepimizin düşündüğünden çok daha önemli. Gelin, "pehriz" ile "perhiz" arasındaki farkı toplumsal yapıların ve eşitsizliklerin bir yansıması olarak ele alalım.

Dil ve Toplumsal Cinsiyet: Kadınların Yiyecek ve Beslenme Üzerindeki Etkisi

Kadınların yiyecek, diyet ve beslenme konusundaki ilişkileri tarihsel olarak toplumsal cinsiyet normlarıyla şekillenmiştir. Dilimizdeki kelimelerin kullanımı, bu normları da besler ve pekiştirir. "Perhiz" kelimesi Türkçede halk arasında genellikle bir tür yiyecek kısıtlaması, sağlıklı yaşam için yapılan bir çaba ya da bazen dini bir zorunluluk anlamına gelirken, "pehriz" kelimesi ise çoğunlukla daha tıbbi bir anlam taşır. Her iki kelimenin de kullanımı, kadınların toplumdaki yerini, beden üzerindeki kontrolünü ve hatta toplumsal rollerini yansıtır.

Toplumsal cinsiyetin yeme alışkanlıklarına olan etkisi özellikle kadınlar üzerinden gözlemlenir. Kadınların beslenme alışkanlıkları genellikle bedenlerini kontrol etme isteğiyle ilişkilidir. Yapılan bir araştırma, kadınların bedenlerini toplumsal normlara uyacak şekilde şekillendirme baskısını daha yoğun hissettiklerini ortaya koymuştur (Grabe et al., 2008). Bu baskı, perhiz (ya da pehriz) kelimesinin daha fazla kadınlar arasında kullanılmasına neden olabilir, çünkü kadınlar daha fazla diyete girme ve yiyecek tüketimlerini kontrol etme zorunluluğu hissedebilirler. Bu kelimenin, aslında kadınların vücutlarını toplumun gözünde kabul edilebilir bir şekilde “şekillendirme” çabasıyla ilişkilendirilmesi, dilin ve toplumsal normların nasıl iç içe geçtiğini gösteren bir örnektir.

Irk ve Sınıf Faktörleri: "Perhiz" ve "Pehriz" Kullanımındaki Farklar

Irk ve sınıf, dilin kullanılmasında ve yiyecek ile ilişkimizin şekillenmesinde önemli bir rol oynar. Türkiye’de "perhiz" kelimesi, genellikle orta sınıf ve üst sınıf tarafından tercih edilirken, "pehriz" daha halk arasında, daha düşük gelirli gruplarda sıkça kullanılmaktadır. Bu kullanım farkı, sınıfsal eşitsizliklerin dilde nasıl somutlaştığını gösteriyor. Yiyecek ve beslenme, sınıfsal farklılıkların belirginleştiği bir alandır. Orta sınıf ya da üst sınıftan bireyler, genellikle sağlıklı yaşam tarzlarını benimsediklerinde, bunun bir statü simgesi olarak kabul edilmesi muhtemeldir. Perhiz, genellikle bir sağlık aracı olarak görülürken, pehriz kelimesi, yoksul kesimlerin sadece zorunluluk nedeniyle sınırlı gıda alımını ifade etmek için kullanılır.

Örneğin, düşük gelirli ailelerde sağlıklı beslenmeye erişim zorluğu, beslenme alışkanlıklarını doğrudan etkileyebilir. Bu, yemek kültürünü ve yiyecek alışkanlıklarını oluşturur. Aynı zamanda, düşük gelirli bireylerin daha basit ve ucuz gıdalara yönelmesi, tıbbi gerekliliklerden dolayı belirli besinlerden kaçınmak zorunda kalmaları da “pehriz” kavramını daha somut hale getirir. Örneğin, beslenme düzeni üzerindeki kontrol, genellikle sağlık sigortasından yoksun olan ve düşük gelirli bireyler için bir lüks olarak görülür.

Bir başka açıdan bakıldığında, daha üst sınıftan bireylerin diyet alışkanlıkları, yalnızca sağlıkla sınırlı olmayıp, estetik kaygılarla da ilişkilidir. Burada, dilsel tercihler aslında sınıfsal farkların bir yansımasıdır. "Perhiz", sağlıklı yaşam arayışı ve estetik kaygılarla ilişkiliyken, "pehriz", genellikle daha temel ve geçici ihtiyaçlarla ilişkilidir.

Kadınlar, Erkekler ve Toplumsal Cinsiyetin Beslenme Alışkanlıkları Üzerindeki Etkisi

Kadınlar, toplumda beslenme ve diyetle ilgili kararları daha çok sosyal ve duygusal açılardan alırken, erkekler genellikle daha çözüm odaklı ve pratik bir yaklaşım benimserler. Kadınlar, beslenme alışkanlıklarında toplumun estetik baskıları ve rollerine daha fazla tepki verirken, erkeklerin beslenme tercihleri genellikle fiziksel güç, kas yapısı veya sporla ilişkilendirilir. Kadınların diyetlerinde ve perhizlerinde, toplumun onlardan beklediği fiziksel görünümün şekillenmesi ve sosyal kabul görme gibi faktörler ön plana çıkar. Erkekler ise genellikle fiziksel güç ve enerji sağlama adına bu tür alışkanlıkları benimserler.

Örneğin, "pehriz" kelimesinin halk arasında, özellikle kadınlar arasında daha yaygın kullanılmasının sebeplerinden biri, toplumun kadınlardan bedensel olarak daha ince ve orantılı olmalarını beklemesidir. Kadınlar bu baskılara uyum sağlamak için beslenmelerini sıkı bir şekilde kontrol etmeye çalışırken, erkekler bu tür kelimelere daha az vurgu yapar, çünkü genellikle bedenlerinde kas yapma veya performans artırma odaklı beslenme stratejilerini benimserler.

Düşündürücü Sorular: Toplumsal Yapılar Beslenme Alışkanlıklarımızı Nasıl Şekillendiriyor?

- Sizce, toplumsal cinsiyetin yemek ve diyetle ilişkisindeki rolü sadece estetik kaygılarla mı sınırlıdır?

- Irk ve sınıf, beslenme alışkanlıklarımıza ne kadar etki eder? Dilin sosyal anlamlarını değiştirebilir miyiz?

- Beslenme alışkanlıklarımız, toplumun bizden bekledikleriyle nasıl şekillenir ve biz bu beklentilere ne kadar karşı durabiliyoruz?

Sonuç: Dil, Toplumsal Normlar ve Beslenme Alışkanlıkları

Sonuç olarak, "pehriz" ve "perhiz" gibi terimler, yalnızca dilin kurallarına dayalı kavramlar değil, aynı zamanda toplumsal yapıları ve eşitsizlikleri yansıtan sosyal göstergelerdir. Kadınların, erkeklerin, sınıfların ve ırkların bu kavramları nasıl kullandığı, sadece dilin evrimi değil, aynı zamanda toplumsal yapının bireyleri nasıl şekillendirdiğinin bir göstergesidir. Beslenme alışkanlıklarımız, sadece bireysel tercihler değil, toplumsal baskıların, eşitsizliklerin ve normların etkisiyle şekillenir. Bu farkındalıkla, beslenme üzerine daha adil ve duyarlı bir toplum yaratmak mümkün olabilir.

Sizce, dildeki bu ayrımlar, toplumdaki eşitsizlikleri pekiştiren unsurlar mı? Yoksa bu farklar, bilinçli bir şekilde değiştirilebilecek sosyal yapılar mı?